Mikao Usui Anıt Mezarı Ziyaretim

Mart ayında Japonya’da Tokyo’da okuyan oğlumun yanına gittim. Giderken Usui’nin mezarını ziyaret edebileceğimi düşünmemiştim ama içimden geçirmiştim, “nerede acaba” diye düşünmüştüm…

Tokyo ve 2 şehir daha gezdiğim ülkeyi ne kadar sevdiğimi beni instagramda takip edenler gördüler. İnsan ilişkilerinden tutun, temizlik, düzen, teknoloji ve bunun insanla uyumu hepsi bana göre harika. Oğlumla beraber 10 gün boyunca yürüdük, gezdik, yedik, içtik tabiri caizse dibini bulduk:)

10 günün sonlarına doğru bir gün internette Usui’nin mezarını aradım ve bir adres buldum. Ogan’a gösterdim, dedi ki “kolay gideriz”. Nasıl yani? kolay mı gideriz? Ne kadar heyecanlandığımı, mutlu olduğumu anlatamam.

Ertesi gün yola koyulduk tabi. Trenden indik ve başladık yürümeye. Yol boyunca başka mezarlıklar, mezar için malzeme satanlar, otantik japon mahalleleri, evleri görerek ve hissederek ilerledik. Adrese geldiğimizde, çok güzel bir tapınak ve arazinin içinde mezarlığı olduğunu gördük. Tapınak turistik değil, halkın ibadetine açık bir tapınak. Öyle olunca önce biraz çekindik çünkü Japonlar genel olarak çok saygılı ve bu sebeple de saygı bekleme konusunda hassaslar. Yavaş yavaş içeriye sızdık:)

Kapıdan girince tam karşıda tapınak, sağ tarafta ise mezarlık var. Mezarlığın girişinde ise isim listesi, krokisi ve mezarın numarası var. Ama japonca tabi. Neyse Oğlum bana Usui’nin nasıl yazıldığını gösterdi ve ben başladım listeyi taramaya. Küçücük yazılmış listeyi tararken birden görüverdim. Sonra da farkettim ki daha önce ziyarete gelenler, rahat bulunabilmesi için Latince okunuşuyla da yazıp bir etiket yapıştırmışlar yanına. Yani giderseniz kolayca bulabilirsiniz.

Mezarlıkta çok daha gösterişli mezarlar var, Usuinin mezarı gösterişli değil ama Usui’yi anlatan bir yazıt var mezarda. Burası bir Budist mezarlığı ve aile mezarlığı. Yani Usui ailesinin üyelerinin yakılıp gömüldüğü bir yer. Ama Mikao Usui’nin Reiki kurucusu olduğunu ve hikayesini anlatan bir yazıt mevcut. Ancak Eski Japonca ile yazılı olduğu için oğlum bazı kelimeleri yakalayıp anlamaya çalıştı ve bana anlattı. Onun bana anlattığı çok küçük bir parçası ama Frank Arjava Petter’in Japon eşi sayesinde çevirmiş olduğu tam metni aşağıda alıntıladım,  yazımın sonunda okuyabilirsiniz..

Orada bir süre durup Mikao Usui’ye Reiki gönderdim, benim elimden gelen buydu. Budistler mezar ziyaretinde, önce tapınağı ziyaret ediyorlar, dua ya da şükür gibi bir ritüelleri var. Hatta tapınağa girmek için önce abdeste çok benzeyen bir tür arınma yapıyorlar. Sonra depo gibi bir alanda her mezar sahibine ayrılmış bölümlerde bulunan kova ve kepçe, tütsü vb gereçlerini alıp mezarları yıkayıp, tütsü yakıp, gerekirse çiçek vs düzenlemelerini yapıp dua edip öyle ayrılıyorlar.

Hiç bir enerji, öğreti vs. kişilerle özdeşleşemez. Usui aracıdır ve iyi ki olmuştur. Mikao Usui’yi tanımadım ama tanıyormuşum gibi çok seviyorum. Her gün ona teşekkür ediyorum ancak onda büyük bir hikmet ve keramet aramıyorum, yani ona tapınmıyorum. Onun da bunu istediğini sanmıyorum. Frank Arjava Petter’in yaşamış olduğu, bulutların aralanıp güneşin parlaması gibi bir şeyi ben yaşamadım. Hava bulutluydu ve tüm gün öyle kaldı. Ancak Mikao Usui’nin huzurlu olduğunu ve rahat olduğunu ve hatta gülümsediğini hissettim. Görevini yapmış olmanın verdiği huzurla gitmiş buradan.

Ben de Usui’inin anıt mezarından bu duyguşarla ayrıldım. Hayallerimin ötesinde olan bu buluşma için ve bana kısmet olduğu için şükürler olsun.

Tekrar saygı ve sevgiyle.

Şebnem Akalın

Nisan 2018

Mikao Usui’nin Mezarındaki Yazıt:

Çok çalışan (yani meditasyon yapan ) ve gayretle bedenini ve zihnini daha iyi bir insan olmak için geliştirmeye çalışan insana “ örnek insan” denir . Bu büyük ruhu sosyal bir olay için , yani pekçok insana doğru yolu öğretmek için kullanan insanlara “öğretmenler” denir .
Dr. Usui’de böyle bir öğretmendi . Evrenin (evrensel enerjinin) Reiki’sini öğretti . Sayısız insan ona geldi ve onlara Reiki’nin yüce yolunu öğretmesini ve onları iyileştirmesini istedi .
Dr.Usui , Keio Gunnen denilen Keio döneminin ilk yıllarında Ağustos’ un 10’un da doğmuştu . 3lk ismi Mikaomi ve diğer ismi Gyoho (veya Kyoho ) olarak telaffuz edilirdi . (Bir öğretmenin geçmişle devamlılığını bitirmek ve baştan başlamak için öğrencisine yeni bir ad vermesi eski bir Japon geleneğiydi. Bazen yeni bir isim öğrencinin kendisi tarafından kabul
edilirdi . ) Gifu bölgesinin Yamagata mahallesinin Yago köyünde doğmuştu .Dedesinin adı Tsunetane Chiba’ydı . Babasının adı Uzaemon’du . Annesinin aile adı Kawaai’ydi . Bilindiği kadarıyla yetenekli ve çalışkan bir öğrenciydi .Bir yetişkin olarak pek çok Doğu Ülkesini ve Çin’i çalışmak için ziyaret etti , gayretle çalıştı ama kötü bir şanssızlık yaşadı. Yine de yılmadı ve kendini gayretle eğitti .
Bir gün 21 günlüğüne oruç tutmak ve meditasyon yapmak için Kurama dağında inzivaya çekildi . Bu dönemin sonunda , birden yüce Reiki enerjisini başının tepesinde hissetti
ve bu ona Reiki iyileştirme sistemini gösterdi . Reiki’yi önce kendi üzerinde kullandı , sonra ailesi üzerinde denedi .Pek çok hastalıkta işe yarayınca , bu bilgiyi halkla paylaşmaya karar verdi . Harajuku (Aoyama –Tokyo )’ da Taisho döneminin 11.yılının (1921 ) Nisan’ında bir klinik açtı . Bazıları çok uzaklardan gelen sayısız hastayı tedavi etmekle kalmadı ayrıca bilgisini yaymak için seminerler düzenledi. Taisho döneminin 12 .yılının Eylül’ünde ( 1923 ) harap edici Kanto depremi Tokyo’yu salladı . Binlerce kişi öldü , yaralandı veya kötü sonuçları nedeniyle hastalandı . Dr.Usui halkı için üzüldü ama aynı zamanda Reiki’yi harap olmuş kente götürdü ve onun iyileştirici gücünü hayatta kalmış kurbanlar üzerinde kullandı .
Kısa sürede kliniği hasta akınını karşılamak için çok küçük gelmeye başladı , bu yüzden Taisho döneminin 14 .yılının 1ubat ayında (1924) , Tokyo dışında Nakano’da yeni bir tane inşa etti.

Ünü kısa sürede bütün Japonya’ya yayıldı ve uzak ilçeler ve köylerden davetler gelmeye başladı .Bir kez Kure’e gitti , başka bir kez Hiroshima bölgesine, sonra Fukuyama ‘ya . Ölümcül bir darbeyle vurulduğunda , Fukuyama ‘da kalmaktaydı.Taisho döneminin 15 . yılında , 9 Mart’ta (1926) 62 yaşındaydı . Dr.Usui’nin Sadako isminde bir karısı vardı , kızlık adı Suzuki’ydi .Bir kız ve bir oğulları oldu. Oğulları Fuji Usui , Dr. Usui’nin gidişinin ardından aile işlerini üstlendi . Dr.Usui çok sıcak , yapmacıksız ve alçakgönüllüydü .Fiziksel olarak sağlıklıydı. Hiçbir zaman gösteriş yapmadı ve yüzünde her zaman bir gülümseme vardı ; Ayrıca zorluklarla yüzleşmek konusunda çok cesurdu .. Aynı zamanda çok tedbirli bir insandı. Çok kabiliyeti vardı . Okumayı çok severdi ve tıp , psikoloji , falcılık , tüm dünyadaki dinlerin teolojisi hakkında bilgisi çok büyüktü . Bu hayatı boyunca süren çalışma ve bilgi edinme alışkanlığı elbette Reiki’yi anlama ve sezmesi için hazırlığında yardımcı oldu . Reiki sadece hastalıkları iyi etmez , ayrıca doğuştan gelen yetenekleri büyütür , ruhu dengeler , vücudu sağlıklı yapar ve mutluluğun kazanılmasına yardım eder. Bunu diğerlerine öğretmek için , Meiji imparatorunun beş prensibini izlemeli ve yüreğinizde hissetmelisiniz. Bunlar sabah bir kez ve akşam birkez olmak üzere hergün konuşulmalıdır.

1-Bugün öfkelenme

2-Bugün endişelenme

3-Bugün müteşekkir ol

4-Bugün çok çalış(meditatif egzersizler)

5-Bugün başkalarına nazik davran.

Asıl amaç mutluluğu kazanmanın (Reiki) kadim ve gizli metodunu anlamak va ona uyarak pek çok hastalık için çok amaçlı bir tedavi keşfetmektir.Eğer bu prensipler takip edilirse , kadim bilgelerin yüce , huzurlu zihinlerini kazanacaksın. Reiki sistemini yaymaya başlamak için , kendine yakın bir yerden başlamak önemli ,felsefe veya mantık gibi uzak bir şeyden başlama. Hareketsiz ve sessizce , her sabah ve her akşam ellerin “ Ghasso” veya “ Namaste” şeklinde kavuşmuş olarak otur . Büyük prensipleri izle, sessiz ve temiz ol. Yüreğin üzerinde çalış ve içindeki sessiz yerden olan şeyleri yap. Herkes Reiki’yi başarabilir , çünkü o kendi içinde başlar. Felsefik örnekler etrafımızdaki dünyayı değiştiriyor. Eğer Reiki bütün dünyaya yayılabilirse , insan kalbine ve toplumların ahlakına dokunacak . Pek çok insan için yararlı olacak ve sadece hastalıkları değil bütün dünyayı iyileştirecek.2000’in üzerinde insan Dr.Usui’den Reiki öğrendi. Daha fazlası Usui’nin kıdemli öğrencilerinden öğrendiler ve onlar Reiki’yi daha da uzaklara taşıdılar. Şimdi, Dr.Usui’nin gidişinden sonra bile , Reiki çok uzun süre akmaya, uzaklara yayılmaya devam edecek. Reiki’yi Dr.Usui’den almak ve diğerlerine aktarmak evrensel bir kutsamadır. Dr.Usui’nin öğrencilerinin pek çoğu bu anıtı buraya ,Toyotoma mahallesindeki Saihoji tapınağına inşa etmek için birleştiler.Onun büyük çalışmalarını canlı tutmak için bu kelimeleri yazmam rica edildi .Onun çalışmalarını derinden takdir ediyorum ve bütün öğrencilerine bu görev için seçildiğimden dolayı çok gururlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Belki böylece, pek çokları Dr Usui’nin dünyaya ne kadar büyük bir hizmet yaptığını anlayabilir.

Çok çalışan (yani meditasyon yapan ) ve gayretle bedenini ve zihnini daha iyi bir insan olmak için geliştirmeye çalışan insana “ örnek insan” denir . Bu büyük ruhu sosyal bir olay için , yani pekçok insana doğru yolu öğretmek için kullanan insanlara “öğretmenler” denir .

Dr. Usui’de böyle bir öğretmendi

Anıt Mezarında yazan yazıdan alıntı.

Mezarlığın planı

Dingin Ol

Zamanım yok endişesiyle hareket edenler,  hiç bir şeye yetişemediğini düşünenler,  ellerindeki işe gereken ve yeterli zamanı ayıramazlar. Biraz ondan, biraz bundan derken ellerinde hiç bir şey kalmaz.

Enerjilerle çalışmak isteyenler için de durum aynen böyle. Haydi, Reikiye uyumlanalım, hooop oldu. Haydi meleklere, kuantuma, başka enejilere… O da oldu. Sırada ne var? Bütün bunlar var, ama ortada bir şey yok…

Zaman gerçekten dolduğunda, ne kadar çok şeye uyumlandığımız değil, elimizdekiyle ne yaptığımız önemli olacak. Sabırsızlık gösteren öğrencilerime her zaman “yavaş, hızlıdır” hatırlatması yapıyorum ama çoğu telaş içinde. Bütün bu enerji çalışmaları, tam da bu telaştan kendimizi kurtarmak, dinginliğe kavuşmak için yapılıyor ve “ol”madan olunmuyor. Eğitim almak yeterli sanıyorlar, sonrası çok kolay sanıyorlar ama üzgünüm öyle değil. Kendinize en yakın gelen herhangi bir enerji çalışmasıyla başlayın ve hakkını verin. Sonra zaman içinde yol sizi başka bir yere götürürse o zaman başka bir deneyim edinirsiniz. Bu, acele ederek ve telaş içinde yapılabilecek bir şey değildir. Boş yere kendinizi üzüyorsunuz.

Şebnem Akalın / Hatırlatıcı

10.04.2014

Zihni sakinleştirmek için 5 Öneri

Son zamanlarda pek çok kişinin sorusu: Zihnimi nasıl durduracağım?

Zihni durdurmak değil, sakinleştirmek gerekir. Zihin sakin değilse yaratıcı olamayız ve potansiyelimizi kullanamayız. Zihnin vıdıvıdıları kaliteli yaşamamıza engel olur.
Tavsiyelerim basit fakat kolay değil. Ancak denemeye değer. 
1-Zihin durmaz! Her zaman düşünceler akar. Düşüncelerin zihninizden gelip geçmesine izin verin. Bırakın, sadece gelsin ve gitsinler. Herhangi birine dalmayın, hepsini izleyin.
2-Nefes alın! Büyük ihtimalle o sırada nefes almıyorsunuz.
3-Kızdığınız, kırıldığınız herhangi biri varsa ya gidin ona söyleyin ya da çok güvendiğiniz birine sadece duygunuzu anlatın! Karşı tarafı haksız çıkartmaya çalışarak değil. Eğer bunu yapamayacaksanız anlatmayın.
4-Sudoku, Scrable (Kelimelik), Bulmaca çözmek, Sessiz film gibi oyunlar oynayın! Bunu yaparken eğlenin.
5-Egzersiz yapın! Yoga, Plates, Yürüyüş gibi.
Ve tabi ki “Reiki” zihni kolayca sakinleştirir. Reiki yapmayı bilenler Reiki yapın! Rahatladığınızı, zihninizin yavaşladığını, sakinleştiğinizi hatta uyuduğunuzu göreceksiniz.

Beyin, düşünmek için vardır!

Olumlu düşünceye evriltmek sizin elinizde…

Şebnem Akalın / Hatırlatıcı

18.08.2014

Ustaa, aç bi Çakra!

Çakra açma lafı nereden ve nasıl çıktı bilemiyorum. Eminim ilk söylendiğinde doğru anlamda kullanılmıştır, ancak malesef artık tamamen yanlış bir kavram olarak kullanılmakta. Sanki birisi çakranızı açacak ve ondan sonra her şey yolunda. Hayır! yok öyle bir şey!

Burada çakraları anlatmayacağım ama neden bu çakra açma kavramı kullanılıyor? biraz anlatıyor olacağım. 

Öncelikle, Çakraların kapalı olması mümkün değildir! Çakraların dengesi bozulmuş olabilir, ki; bunun sebebi de enerji girdabı gibi dönen Çakralar, sağlıklı bir çakrada olması gereken bir ahenk ile değil, ahengi bozulmuş bir şekilde dönmeye başlamıştır ya da omurga üzerinde hizalı olması gerekirken sağa sola kaymış olabilir, Çakralardaki enerji girdaplarında blokajlar vardır, aslında bastırılmış, bloke olmuş duygular vardır. Enerji blokajı (tıkanıklığı) var ve bunun için enerjiyi dengeliyoruz demek yerine çakra açmak diye anlatıldığı için tıkalı bir çakra var ve bu açılıyor gibi anlaşıldı sanırım. Tamamıyla tıkalı çakra ile yaşayamayız!

Çakralar, elbette enerji çalışmalarıyla dengelenir ya da blokajlar açılır ve açıldığında bütüncül bir sağlık elde edilmiş olur. Bunlardan biri de Usui Reiki’dir. Ayrıca yürümek, dans etmek, yoga, plates yapmak gibi fiziksel egzersizlerde çakralar üzerinde etkilidir. Bu dengeleme ve bolakajların enerji çalışmalarıyla açılması uygulamaları zaman içinde hap şeklinde uygulamalar gibi gösterilmeye başlandı ne yazık ki 😦

Çakraların dengeleri, olumsuz düşüncelerimiz yani duygusal alanda aldığımız yaralardan bozulmaktadır. Dolayısıyla çakraları sürekli dengede tutmak, sürekli uygulama gerektirir. Hiç bir yöntem tek başına ve tek bir seferde yeterli değildir. Hangi yöntemi seçtiyseniz bunu sürekli yapmalısınız.

Reikiye uyumlandığınızda çakralar dengelenir ama sonrasında uygulama yapmaya devam etmelisiniz. Kendimi başkasına bırakayım beni düzeltsin düşüncesi çok cazip, ama malesef kimsede sihirli değnek yok!

Dünya yolculuğumuz, öğrenme yolculuğumuz bunu gerektiriyor. Öğrenmeden iyileşme olmuyor. Herkesin kendi hayatının sorumluluğunu alıp öğrenmeyi seçmesi gerekiyor. Daha önce pek çok yazımda da yazdığım gibi tüm yöntemler sadece yardımcıdır.

Tüm kadim öğretilerin bir çakra açma seviyesine indirilmesine gerçekten üzülüyorum. Aç bi çakra her şey yoluna girsin…

Şebnem Akalın / Hatırlatıcı

25 Mart 2015

Reiki ve Şans

Posted on 23 Eylül 2009 by Şebnem Akalın

Bir şeyi sadece hayal ederek elde edebilir miyiz? bazen bu sorunun cevabı ile ilgili tereddüt yaşıyorum.  çünkü öyle şeyler var ki, hayal ediliyor ve hemen gerçekleşiyor. ama öyle şeyler var ki, eyleme geçmeden hiç bir şey olmuyor.  bazı durumlarda sınanıyor olabilir miyiz? gerçekten isteyip istemediğimiz konusunda? olabilir.  ya da biz, kendimizi sınıyoruz….

Reiki hayatıma girdikten sonra iste – gerçekleşsin… denklemi çok daha kolay ve akıcı olmaya başladı. temiz bir enerjiyle istemek önemli. isteğine endişelerini, korkularını katarsan gerçekleşme süresi kesinlikle uzuyor. gerekli adımları atarak yani eylemde bulunarak gerçekleşme sürecini keyifle izlemeye geçmek gerekiyor.  gerçekleşme, her zaman bizim istediğimiz zamanda olmayabiliyor. istediğimiz zaman en hayırlı zaman olmayabilir ya da aslında derin bilinç düzeyinde istemiyor olabiliriz.

Reikinin şansı artırdığı söylenir. bunun sebebinin reiki ile temizlenen enerji ve sürece kattığımız zihinsel engellerden kurtulmayı öğrenmek olduğunu düşünüyorum. eğer zihinsel engeller varsa eylemler bir sonuç vermiyor en önemlisi enerji olarak sürece olumsuz müdahale etmek süreci etkiliyor. isteğimize huzur kattığımızda şans bizimle oluyor aksi durumda şans ellerini kavuşturup yüzünde bir gülümseme ile kenara çekiliyor ve “hadi bakalım yap, ne yapacaksan” diyerek debelenmemizi izliyor.

Şansın bizimle olmasını istiyorsak ona izin verelim.

Şebnem Akalın

Zihin ve Beden ilişkisi

Posted on 01 Mayıs 2010 by Şebnem Akalın

Bana şifa için gelen danışanlarımdan biri “Fiziksel olarak iyi olduğumda daha sağlıklı düşünebiliyorum” dedi bir gün. ona tam tersinin gerçek olduğunu anlattığımda ve yaptığımız çalışmalarla bunun doğruluğunu kendisi de deneyimlediğinde çok şaşırmıştı.

Sağlıklı düşünebilmenin ve fiziksel olarak da sağlıklı olabilmenin tek yolu zihinsel ve duygusal olarak sağlıklı olabilmektir. eğer altta yatan negatif inancı ya da sorunlu duyguyu bulup temizleyebilir ve olumluya dönüştürebilirsek o zaman fiziksel hastalıklar ortadan kalkıyor.

Kendi deneyimlerimden ve okuduğum araştırma ve deneylerin sonuçlarından da gördüğüm üzere pek çok fiziksel hastalığın altında duygusal ya da zihinsel bir neden var. hatta “kaza” olarak adlandırdığımız bazı olayların bile derininde böyle bir sebep bulmak şaşırtıcı oluyor.

Reiki, çok yumuşak bir şekilde zihinsel ve duygusal temizlik yapmamıza yardım eder.  düzenli olarak yapılan reiki çok derinde bu temizliğin yapılmasına yardımcı olur. eğer kişi zihinsel ya da duygusal sebebi bulabildiyse 2. derece reiki de öğrenilen yöntemleri kullanarak bu temizlemeyi çok daha kolay yapar. zaten sebebin bulunması bile yolun yarısının aşılması anlamına gelir.

Hastalıkların zihinsel nedenleriyle ilgili tavsiye edebileceğim bir kitap var. sadece bu kitaptaki olumlama cümlelerini tekrarlayarak bile iyileşme olabildiğini çok gördüm. Louise Hay’in “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri” adlı kitabında hastalıkların hangi olumsuz düşünce kalıplarından kaynaklandığını ve bununla ilgili düzeltme yapmak için kullanılabilecek olumlama cümlelerini bulabilir ve şaşırtıcı sonuçlar elde edebilirsiniz.

Ancak burada şunu söylemem gerekiyor ki fiziksel olanın ya da maddenin katı halde bulunduğuna ve asla değişmeyeceğine olan inanç bu tarz çalışmalarda sürecin uzamasına yol açmaktadır. sonuç alınmaz demiyorum ama süreci uzattığını gözlemledim. şaşırdığım zamanlar da olmadı değil tabi, bu katı inanca sahip olmalarına rağmen çok daha çabuk çözülebilenleri de gördüm. herşeyin enerji olduğunu kabul etmek ya da bilmek süreci oldukça hızlandıran bir şey.

Söylediğim bir sözün hasta hücreme ne faydası olacak diye düşünenler varsa eğer şöyle söylemek istiyorum; hücre enerji, söz de enerji… akışkanlar ve alışveriş halindeler.

Şebnem Akalın

hayatın sırrı

Posted on 10 Mayıs 2011 by Şebnem Akalın

Küçük kız babasıyla ormanda yürürken , ayağı takılıp yere düşüyor. Can acısıyla,…”-Ahhh!” diye bağırınca ileride dağın tepesinden aynı “Ahhh” sesi tekrar duyuluyor. Küçük kız dağın tepesinde başka birinin olduğunu sanıp bu kez,”-Sen kimsin?” diyor. Aldığı yanıt;”-Sen kimsin ?” oluyor.

Küçük kız bu yanıta iyice sinirlenip,”-Sen bir korkaksın,neden saklanıyorsun?” diye haykırıyor. Dağdan gelen ses;”-Sen bir korkaksın.” diyor. Sonunda babasına soruyor:

“-Babacığım, ne oluyor böyle?”

“-Dinle ve öğren.” diyor babası.Bu kez de kendisi dağa doğru dönüp ,

“-Sen muhteşemsin” diye bağırıyor. Gelen cevap “-Sen muhteşemsin.” oluyor.Küçük kız çok şaşırıyor ve ne olduğunu anlamıyor. Adam küçük kızına hayat sırrını anlatmaya başlıyor:

Buna yankı denir. Ama aslında bu yaşamdır.Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev. Daha fazla şefkat istediğinde ,daha şevkatli ol. Saygı istediğinde insanlara saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de sabırlı olmayı öğren . Çünkü yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın aynadan bir yansımasıdır.

Hayat sana ancak senin ona verdiklerini verir, bunu unutma…

Alıntıdır..

Sebebini bilirsen çözümü de bilirsin

Posted on 25 Mayıs 2011 by Şebnem Akalın

Batı tıbbına göre, belli bir genetik alan belli bir hastalığa zemin hazırlar. Bu zemin, doğuştan (insan lökosit antijenleri(HLA)) ya da sonradan edinilmiş (kromozom değişimi) olabilir. Doğu tıbbına göre, hastalık Hayat Yolu’nun gerçekleşmesinde bir engelin ortaya çıktığını belirtir.  Böylece bilinç, hastalıklara yol açan enerji tıkanıklıklarıyla, gelişim yolunda engellerin oluştuğunu ifade eder.

Bu iki bakış açısı, örneğin farelerde stres yaratılmasının kromozom bozukluklarına neden olduğu deneyler bilindiğinde birbirleriyle tümüyle uyuşmaz değildir. Bu yüzden, tamamen aynı genetik alan bir kişide hastalığa neden olurken bir başkasında sağlık sorunu yaratmayabilir.

Yeniden sağlığa kavuşmak için, karmaşık ve rastlantısal genetik manipülasyonlara başvurmaktansa hastalığa yol açan ruhsal enerji mekanizmalarını anlamak daha basit, daha mantıklı ve düşük maliyetli görünüyor.

Dr. Thierry Médynski

Michel Odoul’ un “Bana nerenin ağrıdığını söyle sana nedenini söyleyeyim” kitabının önsözünden alıntıdır.

Benim tecrübelerim de, hastalıkların zihinsel-duygusal kökenini bulup, orada oluşmuş blokajı (olumsuz düşünce kalıbını) temizlediğimizde hastalığın büyük ihtimalle iyileştiğini gösteriyor. Herhangi bir hastalığın zihinsel-duygusal kökeni olmadığına rastlamadım hiç. Bir hastalık önce zihinsel-duygusal olarak oluşuyor daha sonra fiziksel düzeye iniyor.

Tamamlayıcı yöntemleri, bu hastalıklar fiziksel hale gelmeden önlemek amacıyla kullanıldığında kesinlikle çok etkili ve çok daha düşük maliyetli. Üstelik kendi hayatımız üzerindeki etkimizi görmemiz açısından da farkındalığımızı artıran yöntemler. Hayatımızın sorumluluğunu almamız açısından büyük önemi var. Çevreyi, diğer insanları, anne-babamızı, akrabalarımızı vs. suçlamak yerine, bu olumsuzluklara kendi katkımızı görmemizi sağladığı kesin.

Ancak fiziksel hale dönüşmüş olan hastalıklarda da, pek çoğunda çok çabuk iyileşme olduğunu gördüm. Bir yandan tıbbi tedavisi sürerken zihinsel çalışma yapılan kişilerde diğerlerine oranla iyileşme çok daha hızlı oluyor.

Basit dediğimiz grip vs hastalıklar hemen iyileşiyor, diğer hastalıklarda ise süre çok kısalıyor ve hatta sebebi bilindiğinde, hastalığın tekrarlama olasılığı da çok düşüyor. Çünkü, sebebi bildiğinizde o sebebi oluşturan şartları değiştirebilirsiniz….

27.05.2011

Şebnem Akalın

Yeni bir çağ başlıyor! İlk telepatik iletişim sağlandı

Posted on 02 Mart 2013 by Şebnem Akalın

Artık bilim dışı diye kabul edilmeyen gerçekler bilimsel olarak inceleniyor ve ispatlanıyor. Tüm spritüel deneyimler, enerji, telepati, reiki vs hepsi… aşağıdaki yazı güzel bir örnek

Bilim adamları farklı kıtalardaki iki farenin beynini birbirine bağladı. Ayrı yerlerde bulunan fareler beyindeki elektrotlar sayesinde birbirlerini yönlendirmeyi başardı.

Bilimadamları, farklı kıtalarda bulunan iki farenin birbirleriyle iletişim kurmalarını sağladı. Brezilya’da bir araştırma enstitüsünde bulunan fare, elektronik bağ sayesinde ABD’de bir laboratuvarda bulunan diğer fareye sinyal göndererek onu yönlendirdi ve ödülü almasını sağladı. Araştırmacılardan Miguel Nicolelis, iki beyin arasında işlevsel bağlantı kurarak iki beyinli bir ‘süperbeyin’ yarattıklarını savundu. Nicolelis, bu buluşun felçli hastaların tedavisine ışık tutabileceğine dikkati çekti.

Miguel Nicolelis ve ekibi önce, su alabilmek amacıyla ışık yandığında bir kaldıraca basması için fareleri eğitti. Daha sonra farelerin, harekete bağlı bilgiyi kontrol eden beyin bölgesine çok ince elektrotlar yerleştirildi ve birbiriyle bağlantı kurması sağlandı. İlk fare deneyi başarılı geçtiğinde yani doğru kaldıraca bastığında beyni elektrik sinyali gönderdi. Bu sinyal aynı anda diğer farenin beynine aktarıldı.İkinci fare ödülü (su) almak için diğer farenin gönderdiği sinyaller sayesinde, görsel hiçbir ipucu olmadan, yüzde 70 oranında doğru kaldıracı buldu.

Nicolelis, ikinci farenin düşünce ya da görüntüleri almadığını, sinyaller sayesinde ilk farenin aldığı karara göre kaldıracı bulabildiğini belirtti. Sürecin çift taraflı işlediğini belirten bilimadamları, hata durumunda ilk farenin daha güçlü ve açık sinyaller gönderdiğini ifade etti. Bilimadamları, bir sonraki hedeflerinin, 2014′te Brezilya’daki Dünya Kupası’nda belden aşağısı felçli bir hastanın benzer yöntemle yapay bacak yardımıyla başlama vuruşunu yapmasını sağlamak olduğunu belirtti. Araştırma ‘Nature Scientific Reports’ dergisinde yayımlandı.

02 Mart tarihli Habertürk gazetesinden http://www.haberturk.com/dunya/haber/824110-yeni-bir-cag-basliyor

Madde değil Enerji

Posted on 08 Mart 2013 by Şebnem Akalın

Güneş, galaksinin merkezinden bilgi alır. Güneşin yanı sıra diğer yıldızlardan da ışık gelir. Evren kendi içindeki iletişimi ışık aracılığıyla sağlar. Yoğunlaşmış ışık evrenin her yanına yayılmış bir sinir sistemidir.Evrenin her yerinde düzenli bir bilgi akışı vardır. Veriler, Güneşten ve diğer yıldızlardan uzanan ışınlar halinde yayılır. Dolayısıyla ışınlar habercilerdir ve haberci ile eş anlamlı kelimelerden biri de “melek”tir. Işın bir melektir. Bir melek ise galaksinin merkezinden dışarı, yıldızdan yıldıza, Güneşten gezegene bilgi taşıyan ışıktan bir varlıktır.

Katı görünen bedenlerimiz de yoğunlaşmış Güneş ışığından yaratılmıştır. Tıpkı melekler gibi, bizler de ışığın taşındığı kanallar konumundayız.  Gerçek kimliğimizin meleksi veya ışık-dolu bir yapısı vardır. Bizler yeryüzüne ışıkla gelen bilgi dolu varlıklarız.

Tüm bilgilerin temel kaynağı evrenin merkezindedir. Evrenin bizim bulunduğumuz bölgesinde ise bu kaynak, kendi galaksimiz olan Samanyolu’nun merkezindedir. Bizim çevremizde kaynağımız güneştir. Bizim yerleşik bulunduğumuz evrenin dışında çok sayıda evren vardır.

Işıkla taşınan bilgi, sessiz bilgi olarak bilinir. Bu bilgeliğin sırrı sürekli yenilenen yaşamın şifreli metodudur. Güneş ışığımızdaki bu hayat kurtarıcı verilerin şifresi Dünyamız tarafından çözülür.

Toltek Rehberi, Don Miguel Ruiz