Zihinsel Dönüşüm

Bunca yıllık tecrübem bana her şeyin zihinde olduğunu tekrar tekrar gösterdi. Tüm bilginin insanın kendisinde olduğuna hep inandım. Tüm çalışmalarımı bu yönde yaptım. Hiç bir zaman tek başına beslenme ya da hayat şartları ya da yetiştiriliş biçiminin,  sorunları ya da hastalıkları oluşturduğuna inanmadım / inanamadım. Bu konuda emin olmam için bana gelen pek çok işaret oldu ama bir tane rüyam bana çok net biçimde yolumu gösterdi. Bu işaretleri burada anlatmayacağım tabiki ama elimden geldiğince insanın kendisini nasıl iyileştirdiğini anlatmaya çalışacağım.

Zihinsel dönüşüm ile hem hayatta olmak istediğiniz kişi olabilirsiniz hem de fiziki hastalıklar da iyileşir çünkü olumsuz düşünceler/duygular uzun süre zihinde kaldığında blokaj oluşturur ve blokajlar enerji dengenizi bozduğunda biz fiziksel olarak hasta olursunuz. Zihinsel dönüşümü sağlamanın yolu öncelikle, eskiden (bir dönem, çocukluğunuzda, ya da eski hayatınızda) size iyi gelen fakat artık işlemeyen bir inancınızın farkına varmanızı sağlamaktır. Bu inanç, herhangi bir olumsuz olay karşısında bu olumsuzluğu bir kez daha yaşamamak için aldığınız bir karardır ancak bu kararı sadece o konuda kullanmak yerine genellersiniz ve her duruma uygularsınız. Genellikle Zihinsel olarak yaptığınız budur. Yani ateşe elini soktuktan sonra yanmamak için, ateşe elini sokmama kararı alan bir zihin, bunu sadece bu kadarla bırakırsa kendisini koruyacaktır ve aslında bu doğrudur. Ancak olay yaşandığında bu olayla ilgili sebep sonuç ilişkisi kurulamazsa genellikle ateş yanan odaya girmemek ya da çakmak tutmamak veya ateşi görünce aşırı korkmak gibi bir bilinç gelişir.  Yani oldukça olumsuz bir inanç geliştirilmiştir.

Olumsuz inançlar, bilinçaltı dediğimiz alanda, kesinlikle farkında olmadığımız ama bize ait olan ve farkında olmadığımız halde tüm davranışlarımızı etkileyen zihne ait bir alandadır. Bu alan için, karanlık oda vs. gibi tanımlamalar da yapılır. Biraz dikkatli bir içsel gözlemle ulaşılabilecek bir alandır aslında, ama genellikle bunu yapmak istemezsiniz. Kendimizle yüzleşmek çok zordur çünkü. Olmayan bir işin, yürümeyen ilişkinin, evliliğin, aslında istemediğiniz için olmadığını ve bunun nedenlerini anlamak ve kabul etmek sizi acıtır. Şimdiye kadar bildiğiniz her şeye ters düşmektedir ve doğal olarak kaçarsınız.

Danışanlarımla yaptığım çalışmaların temelini zihinsel dönüşüm çalışması oluşturur. Terapilerde benim desteğim, bu karanlık odayı bir el feneri ile aydınlatmak ve bak buralarda unuttuğun şeyler var demektir. Hatırladığında ise sebep sonuç ilişkisini ya kendisi kurar ya da ben yardımcı olurum. Sebep sonuç ilişkisini kuran zihin rahatlar ve yukarıdaki örneğimizdeki durum için artık “sadece ateşe elimi sokmayacağım ama ateş yanan odada bulunabilirim, bu güvenlidir” kararını verebilir.

Enerji terapilerinde, çeşitli teknikler kullanırım ama bunlar çok iyi birer yardımcıdır. Asıl olan kişinin, şimdiye kadarki inancının artık işe yaramadığını kesin olarak algılamasıdır. Algılamasına yardımcı olurum, -olası- olması gereken yeni inanç için yol gösteririm ve gerisi kendiliğinden gelir. Kişi eskiden bir olay karşısında, olmak istediği kişi gibi ve içinden geldiği gibi davranmaya başladığında beni arar, şaşkınlıkla ve heyecanla anlatır: “Ben eskiden bunu yapamazdım, ya da söyleyemezdim” ve “şimdi çok rahat yaptım ya da söyledim”

4 Eylül 2014
Şebnem Akalın
Reiki Master/ Enerji Terapisti

Ustaa, aç bi Çakra!

Çakra açma lafı nereden ve nasıl çıktı bilemiyorum. Eminim ilk söylendiğinde doğru anlamda kullanılmıştır, ancak malesef artık tamamen yanlış bir kavram olarak kullanılmakta. Sanki birisi çakranızı açacak ve ondan sonra her şey yolunda. Hayır! yok öyle bir şey!

Burada çakraları anlatmayacağım ama neden bu çakra açma kavramı kullanılıyor? biraz anlatıyor olacağım. 

Öncelikle, Çakraların kapalı olması mümkün değildir! Çakraların dengesi bozulmuş olabilir, ki; bunun sebebi de enerji girdabı gibi dönen Çakralar, sağlıklı bir çakrada olması gereken bir ahenk ile değil, ahengi bozulmuş bir şekilde dönmeye başlamıştır ya da omurga üzerinde hizalı olması gerekirken sağa sola kaymış olabilir, Çakralardaki enerji girdaplarında blokajlar vardır, aslında bastırılmış, bloke olmuş duygular vardır. Enerji blokajı (tıkanıklığı) var ve bunun için enerjiyi dengeliyoruz demek yerine çakra açmak diye anlatıldığı için tıkalı bir çakra var ve bu açılıyor gibi anlaşıldı sanırım. Tamamıyla tıkalı çakra ile yaşayamayız!

Çakralar, elbette enerji çalışmalarıyla dengelenir ya da blokajlar açılır ve açıldığında bütüncül bir sağlık elde edilmiş olur. Bunlardan biri de Usui Reiki’dir. Ayrıca yürümek, dans etmek, yoga, plates yapmak gibi fiziksel egzersizlerde çakralar üzerinde etkilidir. Bu dengeleme ve bolakajların enerji çalışmalarıyla açılması uygulamaları zaman içinde hap şeklinde uygulamalar gibi gösterilmeye başlandı ne yazık ki 😦

Çakraların dengeleri, olumsuz düşüncelerimiz yani duygusal alanda aldığımız yaralardan bozulmaktadır. Dolayısıyla çakraları sürekli dengede tutmak, sürekli uygulama gerektirir. Hiç bir yöntem tek başına ve tek bir seferde yeterli değildir. Hangi yöntemi seçtiyseniz bunu sürekli yapmalısınız.

Reikiye uyumlandığınızda çakralar dengelenir ama sonrasında uygulama yapmaya devam etmelisiniz. Kendimi başkasına bırakayım beni düzeltsin düşüncesi çok cazip, ama malesef kimsede sihirli değnek yok!

Dünya yolculuğumuz, öğrenme yolculuğumuz bunu gerektiriyor. Öğrenmeden iyileşme olmuyor. Herkesin kendi hayatının sorumluluğunu alıp öğrenmeyi seçmesi gerekiyor. Daha önce pek çok yazımda da yazdığım gibi tüm yöntemler sadece yardımcıdır.

Tüm kadim öğretilerin bir çakra açma seviyesine indirilmesine gerçekten üzülüyorum. Aç bi çakra her şey yoluna girsin…

Şebnem Akalın / Hatırlatıcı

25 Mart 2015

Benim Alerji hikayem ve EFT

Ortaokul yıllarımdan itibaren çoğalarak ilerleyen alerji sorunum vardı. Üniversiteye geldiğimde iyice artmıştı ve özellikle bahar aylarını bir kabus şeklinde geçiriyordum. Üniversite bittikten sonra iş arama döneminde ise iyice şiddetlenmişti. Pikniğe gitmek hayal olmuştu. Hatta o dönemde dışarıya çıkmak bile istemiyordum. Bitmeyen hapşurmalar ve burnumda, genzimde, kulağımın içinde korkunç bir kaşınma. Fırça sokup genzimi kaşıma isteği…

Sonunda Ankarada alerji konusunda özel bir bölümü olan hastaneye gittim ve tedavi(!?) süreci başladı:

Önce test yapıldı. Aklıma bile gelmeyecek bir sürü şeye alerjim vardı ama en çok kızıl çam ağacına. Kızıl çam ağacı ne alaka anlayamamıştım ama iyi olacağım diye pek üstünde durmamıştım.

Böylece, alerjen maddelerden oluşturulan aşılar uygulanmaya başladı. Aşı, öncelikle haftada 1 kez uygulanacak, 1 yıl sonra yine 1 yıl süreyle ayda 1 kere uygulanacak sonrasında duruma göre devam dozu belirlenecek ve yaklaşık 4 sene sürecekti ( bu arada aşılar bittiğinde iyileşme olmayabileceğini kesin bir şey olmadığını da öğrenmiştim).

1 sene boyunca epeyce meşakkatli aşı süreci sonunda ayda 1 kez aşılanmaya başladığım sırada işe başladım ve eğitim için 3 ay İstanbul’da kalmam gereken bir süreç başladı. Yaklaşık 3 ay sonra kaldığım yerden devam edeceğimi zannederek tekrar hastaneye gittiğimde 3 ay ara verilirse herşeye baştan başlamak gerektiğini söylediklerinde hakikaten şok geçirdim. Herşeye baştan başlamak ve üstelik kesin bir iyileşme olma ihtimalinin çok düşük olduğunu bilmek düşüncesi beni büyük bir hayal kırıklığı ile birlikte aşı faslını bitirmeye yöneltti.

Aşılanmayı bıraktım ama sıkıntılarım devam ettiği için doktorumun yazdığı antihistaminik ilaçları almaya başladım. Bu şekilde, bahar aylarında yoğun ama diğer dönemlerde de ara ara bu ilaçları kullanarak yaklaşık 10 yıl devam etti. Tabi ki hayat kalitem oldukça düşmüştü ama alışmıştım…

Taa ki 2005 yılına kadar.

2005 yılında EFT eğitimi aldığım gün ilk aklıma gelen alerji konusunda çalışmak oldu ve başladım EFT uygulamaya. Çok detaya girmeyeceğim ama yaklaşık 15 dakika sonra hayatımda oldukça önemli olan bir anıyla beraber alerjimin ilk olur sebebi ortaya çıkıverdi:

Ankara’da çam ormanlarının arasında çocuklara yapılan bir yaz kampı vardı. (Bu kampı daha önce de mavi mine çiçeğinin hikayesinde anlatmıştım). Bu kampa komşumuzun kızı olan bir arkadaşımla beraber gitmiştim. Kampın sonlarına doğru aileler geliyordu ve o gün ailelerle birlikte piknik yapılıyor akşamında da onlar için hazırladığımız gösterileri sergiliyorduk. Arkadaşımın ailesi ve benim ailem beraber piknik yaptığımız sırada, biz çocuklar oyun oynuyorduk ki piknik alanında dolaşan bir at, yanımdan geçerken bana kafasıyla çarpıp beni yerden havalandırmış ve yere çarpmıştı, bu sırada başım da yere çarpmıştı. Yerde yatarken annemin ve babamın yanıma gelip beni kucaklamalarını başıma bakmalarını filan beklerken babam hiç yerinden kalkmadığı gibi diğerleriyle şarkılar söyleyip eğlenmeye devam etmekteydi. Annem ise yanıma gelip bakıp birşey yok diyerek geri gitti. Çok üzüldüğümü, ağladığımı ve daha çok da onlara gıcık olduğumu hatırlıyorum.

O an beni derinden etkileyen tüm olumsuz duygular?  EFT ile temizledim. Sonrasında 1 kere de evde kendim çalıştım ve alerjiye o zaman veda ettim. Bir daha hiç tekrar etmedi.

Her zaman, her fırsatta anlattığım, eğitimlerde üzerine basarak tekrar tekrar belirttiğim yine de pek anlaşılamayan bir konu bu. 13 yıllık tecrübem ile yine söylüyorum zihinsel sebebi olmayan bir hastalık yok.  Zihinsel sebebi bulursak iyileşmeyen hastalık da yok.

Şebnem Akalın

27 Kasım 2017

Vak’a öyküsü-Aldatılmayı istemiş olabilir misiniz?

Ayşe, üst düzey yönetici bir kadın. Geçen hafta beni aradı ve acil gelmek istediğini söyledi. Geldiğinde rengi bembeyazdı, gülümseyerek “hoşgeldin” dedim. O ise sadece boş boş baktı.

Ne olduğunu sordum. Uzun zamandır eşinin kendisini aldattığından şüphelendiğini ama emin olamadığını ancak bir gün önce kesin olduğunu anlayacağı bir kanıtla karşılaştığını söyledi ve katılarak ağlamaya başladı.

EFT vuruşu yapacak hali yoktu, dolayısıyla ben yardımcı oldum ve başladık. Hiç bir şey söyleyemiyor sadece ağlıyordu. Arada sırada, ben bittim, ben öldüm, ben naparım gibi cümleler dökülüyordu ağzından, ancak devamını söyleyemiyordu. Ben vuruşları yapıyordum o ise sürekli ağlıyor ve tepiniyordu. Çok şiddetli bir kriz geçiriyordu. Böyle bir durumda hastaneye gitse, hemen sakinleştirici ile uyuturlar ardından antidepresan tedavisi uygularlardı.

Yaklaşık 1 saat, belki daha uzun bir süre, ben ona eft vuruşu uyguladım o ise ağladı, tepindi, kendisini bir o tarafa bir öbür tarafa attı. Zorlu geçen bu süreden sonra sakinleşmeye başladı.

Sakinleştiğinde olayı tekrar sordum. Bu sefer daha düzgün anlatabiliyordu. Kocam beni aldatıyor, bu kesin. Bu durumda boşanmam lazım, ama boşanmak istemiyorum dedi. Tamam dedim hadi sen vur boşanmam lazım diye. 1 tur sonunda asıl sorun geldi. Boşanırsam ben ne yaparım, tek başıma ne yaparım.

Hiç tek başına yaşamamıştı ve ne yapacağını bilemiyordu. Tek başına kalma korkusunu çalıştık, aldatıldığı için kızgınlık, öfke ve kıskançlık duygularını çalıştık. Ama en büyük sorun yalnız kalma korkusuydu. Böyle bir durumda zannedilenin aksine aldatılmasını çok da önemsemiyordu.

Sonra sordum; sen hiç ayrılmayı istemiş miydin? ya da ayrılsam da kurtulsam demiş miydin?

EVET dedi birden hatırladı ve gülümsemeye başladı. Evet ben istedim aslında. Kocasıyla çok anlaşamadığını ve pek de beğenmediğini söyledi. Mağdur olmadığını anlaması onu çok rahatlattı. Karar vermesi için acele etmesine gerek olmadığını anladı.

“Artık iyi ve rahatım, özgürüm, istediğim zaman karar veririm” çalıştık.

Ardından epeyce konuştuk. O kadar rahatlamıştı ki, kendisi inanamıyordu. Kaygıdan ne hale gelmişti ve şimdi ne haldeydi 🙂 Rengi düzeldi, sakinleşti, olayı rahatlıkla yönetebileceğine karar verdi. Espiriler ve gülmelerle seansı bitirdik.

1 Mayıs 2016

Şebnem Akalın | Hatırlatıcı