Ağlamak, Ruhun Yıkanması mıdır?

Bir kısım danışanlarımdan çok duyduğum bir cümle var: “Ağlamayı seviyorum, ruhumun yıkandığını hissediyorum. Ağladıktan sonra iyi hissediyorum”. Bazı danışanlarım ise “ağlamayı hiç sevmiyorum, ağlamak istemiyorum” der ama ağlar.

Ağlamak, eğer bir iyileşme sürecinde, yani terapi, enerji çalışması, bilinçaltı çalışması vs sırasında ortaya çıkan bir duygu boşalması ise ve sonrasında da olumlu bir duyguya dönüşüyorsa ruhun iyileşmesi süreci olarak düşünülebilir.

Ancak kendi kendinize olumsuz anılarınızı düşünürken ya da gelecekte kötü bir şey olacağını zihninizden geçirerek ağlıyorsanız, çok sık ya da her şeye ağlıyorsanız bu, mutlaka dönüştürmeniz gereken bir blokajınız var demektir.

Ağladıktan sonra iyi hissetmek ise genellikle mağdur ve kurban rolünün size verdiği keyiftir…

Mağdur ya da kurban rolü ne gibi bir keyif verir diye düşünebilirsiniz. Eğer, bu rolü seçip, bu role göre yaşıyorsanız ve bunun farkında değilseniz, yaşadığınız olayları şanssızlık ve diğerlerinin kötülüğü olarak algılarsınız. Bu tür durumlarla her karşılaştığınızda bilinçaltınızda bir taraf size şöyle der “gördün mü yine mağdur edildin, onlar kötü!” böylece bunu teşhis etmiş olan taraf haklı çıkmasından dolayı sevinir. Ağlarsınız ve bir süre sonra bu rahatlıkla yeni durumlara karşı gardınızı alırsınız. Yani kötülük beklentiniz daha da güçlenir ve bilenirsiniz.

Herhangi bir şekilde iyileşme çalışması yapılmazsa giderek daha “duygusal” birisi olur çıkarsınız.

Tabii ki, iyileşmeyen blokajlar zamanla fiziksel hastalıklara dönüşür. Fiziksel hastalık zaten çok normaldir öyle değil mi? belirli bir yaştan sonra herkes hasta olur… (gerçekten öyle midir?)

Bazı danışanlarım ise hiç ağlamamakla övünür. Çok ağlamak ya da tam tersi hiç ağlamamak ikisi de bana iyileşmesi gereken bir durum olduğunu gösterir. Çünkü üzüldüğümüz zamanlarda ağlamak normaldir, ağlayamamak ise enerji blokajı var demektir. Kişinin kendisini çok fazla baskıladığı durumlarda ağlayamamak söz konusu oluyor.

Her iki durumda da iyileşmek için zihinsel dönüşüm yapılmalıdır, çok çabuk ağlamak, her şeye ağlamak, ya da aynı şeylere sürekli olarak ağlamak ruhun yıkanması değildir.

13. 02. 2021

Şebnem Akalın

Mavi Mine Çiçeğinin hikayesi

İlkokul beşinci sınıfın yaz tatiliydi. Ailem beni, Ankara yakınlarında, kız çocukları için düzenlenmiş bir yaz kampına gönderdi. İzci kampına benzeyen ama “light” izci kampı 🙂 diyebileceğimiz, 15 günlük bir kamp.

Kendimi yeni tanımaya başladığım bir dönemde, yeteneklerimi keşfettiğim, kampta gerçekleştirilen her türlü etkinliğin içinde yer aldığım çok eğlenceli bir süreçti. Tiyatro oyunu sergilemekten, tek kişilik bir gösteriye, darbuka çalmaktan vokal yapmaya, her türlü el işi çalışmalarından spor faaliyetlerine pek çok etkinlik.

Hayatımın en güzel anılarının saklandığı bir dönem ve tabi bir sürü kız arkadaş.

Bu kampta bir gün, serbest zaman geçirilen öğleden sonra akşamüzeri arası dönemde 4 kız arkadaşım ile beraber orman içinde yürüyüşe çıktık. Epey ilerledikten sonra biraz dinlenmek için oturduğumuzda sebebini o zaman için asla bilemediğim bir şekilde kızlara etrafta bulunan ısırgan otlarını bacaklarımıza sürmemiz gerektiğini söyledim. Onlar ben ne dersem yapıyorlardı (bunun nedenini hâlâ bilemiyorum 🙂 )

Hepimiz bacaklarımıza ısırgan otlarını bir güzel sürdük. Bu arada bir tanesi bacaklarımızı acıtmaz mı diye sordu. Ben bilgiç bir şekilde hayır dedim önce bunları sürelim ardından oturduğumuz yerde bulunan beyaz kireçli bir toprağı göstererek bu toprakları süreceğiz ve hiçbir şey olmayacak dedim.

Peki sonra ne olacak? Çevremizdeki çok sevdiğim mavi mine çiçeklerini göstererek bunlardan birer tane alıp gece yastığımızın altına koyacağız ve evleneceğimiz erkeği rüyamızda göreceğiz dedim.

2 gün sonra bir grup kız yanıma gelip ne dese beğenirsiniz? Sen ormanda bir gezi yaptırıyormuşsun bizi de götürür müsün? Ne kadar hoşuma gittiğini anlatamam J kampın sonuna kadar 3-4 kişilik grupları her gün bu spritüel deneyimi yaşatmak üzere ormana tur düzenledim.

Hiçbir kızın bacakları ısırgan otu yüzünden zarar görmedi ve hemen hemen hepsi rüyalarında birilerini gördüler 🙂

Bu anım beni her zaman güldüren ve de çük düşündüren bir anı olmuştur.

Yıllar sonra ısırgan otunun bazı cilt hastalıklarında iyileştirici olarak kullanıldığını duyduğumda çok şaşırmıştım çünkü genelde bilinen ısırgan otu cilde temas ederse ciltte ciddi kızarıklıklar yanmalar oluşturduğu idi.

Şimdiki algımla baktığımda bu bir geçmiş yaşam hatırlamasıydı diye düşünüyorum. Bu bilgi bende vardı ve kendiliğinden ortaya çıkıvermişti.

Çocukluğuma ve güzel anılarıma selam ve sevgiyle…

12.02.2017

Şebnem Akalın

Mavi Kapaklı Kitap

Hayatımdaki en büyük travmaların yaşandığı 2 seneden bahsedeceğim size. Öyle bir 2 sene ki; orada oluşmamış bir olumsuz duygu, inanç, önyargı, düşünce yok neredeyse.

Konuyla ilgili hatırladığım ilk anı yeni okulun, yeni öğretmeninin verdiği haftasonu ödevini tam olarak bitiremediğim için aşırı bir stres içinde kahvaltıya oturuyorum. Karnımda ağrılar, yediklerim boğazımdan aşağıya gidemiyor. Anneme söylüyorum eksiklerim var diye, bana yardım ediyor. O yazarken ben bir yandan birşeyler yemeğe çalışıyorum bir yandan anneme yazdırdığım 2 sayfa için utanıyorum. 30 sayfa yazının yanında 2 sayfa…

Okula gidiyorum, öğretmenin elinde benim defterim herkese beni anlatıyor. “Arkadaşınız yeni olduğu için tüm üniteyi yazmış” diyor. Aslında 1 sayfa olan ödevi yanlış anladığım için 30 sayfa yazmışım. Off çok utanıyorum, ne salaklık…

4. sınıf böyle sıkıntılı başlıyor. Herkes yabancı, kimseyi tanımıyorum. Halbuki eski okulumda herkesi çok seviyordum, çok eğleniyorduk. Öğretmenim genç enerjili, neşeli bir kadındı. Sınıfın en çalışkan 3 kişisinden biriydim ve annem aynı okulda öğretmen olduğu için de çok havalıydım. Seda Akalın’ın kızıydım orada. Ancak annem ve arkadaşları o öğretmenin eğitimini yetersiz buluyor ve bir öğretmen arkadaşının başka bir okulda çok iyi bir öğretmen olan ablasının sınıfına gönderilmeme karar veriliyor. Burada ise isimsiz bir yeni öğrenci, üstelik çok sert görünümlü, soğuk bir kadın öğretmen…

İlk ayın sonunda öğretmen haftasonu için “aylık ödev” adı altında bir ödev veriyor, 80 soruluk aylık ödev. Eve gidiyorum ve başlıyorum soruları çözmeye çalışmaya. Elimde var olan dergileri kitapları tarıyorum 1-2 sorunun cevabını buluyorum diğerlerini bulamıyorum. Annemle babama sorarak bir kaç tane daha buluyorum ama gerisi yok. Anneme söylüyorum, araştır! diyor. Tüm haftasonum zehir oluyor ama yok, gerisi yok. Pazartesi oluyor ben yine çok kötüyüm, tüm haftasonu soru çözmeye çalışmışım ama hiç birşey yapamamışım. Hangi birine üzüleyim, ödevi yapamadığıma mı? haftasonumun rezil olduğuna mı?

Okula gidiyorum, oturuyorum. Öğretmen, “Ödevlerinizi açın kontrol edeceğim” diyor. Defterimi açıyorum ama defterin boş olduğu ortada. Öğretmen sınıfta dolaşıp herkesin defterine bakıyor. Sonra bir bakıyorum tahtanın önüne sıralanmış bir sürü öğrenci. TEMBELLER…

Ben ne olduğunu anlamadığım için oturuyorum. Ama tabi ki yanımda oturan arkadaşım defterimin farkında. Bana diyor ki; sen de ödevini yapmadın kalk tahtaya. Kaçış yok, kalkıyorum. Yerin dibine geçsem daha iyi…

Öğretmen meğerse ödevini yapmayanlara sıra dayağı çekermiş. Başlıyor sıranın sonundan öğrencileri döverek bana doğru gelmeye. İçimde müthiş bir korku, utanç ve haksızlık duygusu. Ama ben ödevi yapmadım değil ki YAPAMADIM…

Hiç bir şey söyleyemiyorum. Korkuyorum ve bekliyorum. Öğretmen geliyor, “sen yeni olduğun için sana vurmuyorum” diyor ve yanımdaki öğrenciye girişiyor. Utancıma bir de bu ekleniyor. “Annemi tanıdığı için mi vurmadı acaba” diye içime bir kurt düşüyor. Hani şerefimle dayağımı yesem daha iyi sanki… (Bu arada ne gariptir ki, öğretmen, hiç bir gün anneme benim durumumdan bahsetmiyor. Yani, genel olarak notlarım iyi olduğu için, annem her şey yolunda zannediyor)

Sonra fark ediyorum, diğer çocukların elinde küçük mavi kaplı bir kitap var. Kitabı isteyip soramıyorum ama şüpheleniyorum. O kitapta bir şey var.

Aylar geçiyor, ödevler geçiyor, durum aynı. Evde kabus dolu aylık ödev araştırmaları, bulamamalar. Pazartesi günü karın ağrıları, korkudan buz kesmeler. Öğretmen bana vurmuyor bir şekilde ve ben her türlü utanıyorum. Belki de diğer zamanlarda iyi bir öğrenci olduğum için ama ben bunu hiç hissetmiyorum, kendimi hep rezil olmuş hissediyorum.

Bir süre sonra mavi kaplı kitaptan iyice şüpheleniyorum ve anneme gidip durumu anlatıyorum. Annem “olmaz öyle şey tek bir kitaptan ödev verilmez, araştır” diyor. Ama hiç, oturup yanıma soruları çözmeme yardım etmiyor. Yalnızım, yapayalnız…

Ben tembel değilim, deli gibi çalışıp başaramayanım. Bunu bütün dünyaya haykırmak istiyorum ama yapamıyorum.

Bu böylece 1,5 sene sürüyor. 5. Sınıfın sonlarına doğru, bir ödev kontrolünde öğretmen artık dayanamayıp omuzuma bir yumruk indiriyor. Yumruğu aslında kalbime, ruhuma indiriyor. Yine de diğer çocukların yediği dayağın yanında bu hiçbir şey. Yine utanıyorum…

O korkunç aşağılanmayla eve gidiyorum ve nasılsa anneme o kitabı aldırtıyorum, vee şok: kitabı bir açıyorum ki her ünite için 80 soru ve cevabı. Zaten kitabın adı da 80 soruda bilmem ne… ( Burada şöyle bir şey oluşuyor bende, “beni dinlemezler ya da beni çok geç anlarlar”)

Öğretmen son aylık ödevi veriyor. Okulların kapanmasına çok az var. Ödevimi çok şahane bir şekilde yapıyorum ve gururla okula gidiyorum. Son ödev ya, öğretmen kontrol etmiyor. Etmiyor!

O kadar çok üzülüyorum ki, tarifi yok.

Sene sonunda Anadolu lisesi 1. Basamak sınavına giriyoruz. Ben sınıfın “çalışkanlarından” olmadığım için öğretmen ve arkadaşlarım benden herhangi bir performans beklemiyor.

Sonuçlar açıklanıyor, ben kazanmışım. Ne kadar çok seviniyorum, müthiş gurur duyuyorum. İşte bu diyorum, olması gereken oldu.

Okula gidiyorum sevinçle, sanıyorum ki herkes beni tebrik edecek. 2 sene içinde edindiğim birkaç arkadaşım var ama bir tanesi çok özel benim için onu çok seviyorum ve en iyi arkadaşım olduğunu zannediyorum. Ancak, ne kadar yanıldığımı sınıfa girince anlıyorum. Selam veriyorum yüzüme bakmıyor, hatta kafasını çeviriyor. Diğerleri de bir garip. Şok geçiriyorum, anlayamıyorum, ne oldu ki?

Gün içerisinde öğreniyorum ki o arkadaşım sınavı kazanamamış ve kulağıma birşeyler çalınmaya başlıyor, “annesi öğretmen olduğu için torpil yaptılar” diyormuş. 

Grup arkadaşlarımın hiç biri benimle konuşmuyor. Öyle büyük ve derin bir yalnızlık duygusu ki… Ayrıca bir suçluluk duygusu da eşlik ediyor ki onu hiç sormayın. Dışarıdan bakıldığında çok saçma görünse de bu o zaman için son derece gerçek. Şöyle ki; “2 senedir çalışkan olduğumu gösteremedim, tabi ki öyle zannetmekte haklılar ve bu yüzden ben suçluyum.”

Sonra ne oldu biliyor musunuz dostlar? Ben, arkadaşlarımın sevgisini kazanabilirim ve annemin torpili olmadığını ispat edebilirim sanrısı ile, 2 aşamalı olan sınavın 2. sinde öylece oturdum…

Eğitim ve sonrasında iş hayatım boyunca da, başarılı olmak şöyle dursun başarısız olmak, dikkat çekmemek, arkadaşlarımın sevgisi ve kabulünden mahrum kalmamak adına hiç çalışmadım. Çalışamadım. Doğal olarak yapabildiğimin dışına çıkmadım. Çıkamadım.

Tüm bunları dönüştürmem ise, ancak çok ileri yaşlarımda bilinçaltı çalışmalarıma başlamam ile mümkün olabildi. Çok vakit kaybettim dostlar ama görünen o ki; benim sürecim bu olmalıydı. Bu sebeple başkalarının yaralarını sarmak için böyle bir uğraş içerisindeyim.

Olana da olmayana da şükürler olsun J

Şebnem Akalın

12.6.2016

Bebek Sahibi Olamamak

Sevgili dostlar bu yazımda, stres sebebiyle bebek sahibi olamayan aileler ile yaptığım çalışmalar ile ilgili tecrübelerimi paylaşmak istiyorum.

Bu aileler doctor kontrollerinde hiç bir fiziksel sorunları olmadığını öğreniyorlar fakat yine de bebek sahibi olamıyorlar. Bu sebeple çok doktor geziyorlar, alternatif çare vs. arıyorlar fakat sonuç alamıyorlar.

Bu süreç o kadar uzuyor ki sonunda aşırı derecede stress yüklenip birbirlerini kırıp dökmeye başlıyorlar. Bakıyorlar bu şekilde olmayacak tüp bebek tedavisi olmaya karar veriyorlar ve böylece başka çok meşakkatli bir sürece giriyorlar. Yıllarca sürebiliyor bu uğraşları.

Genellikle bu şekilde bebek sahibi olanlar sonrasında kendiliğinden ikinci bebeklerine hamile kalıyor. Bunun sebebi çok net bir şekilde stresin ortadan kalkmış olması.

Ancak stres diye bahsettiğimiz konuyu günlük stresler, iş, güç, geçim derdi vs. olarak algılamayın. Çünkü genel yanlış kanı bu yönde. Böyle olduğu için stresten uzak kalmak adına günlük işlerden uzaklaşıp yeni stresler ediniyorlar.

Bu şekilde bana gelen danışanlarım için bilinçaltlarında nelere bakarım size bundan bahsedeyim.

  • Çocukluğu kötü geçmiş kişiler, kendilerinin iyi birer ebeveyn olup olamayacağı konusunda strersli olurlar.
  • Aile içinde şiddete maruz kalan kişiler, dünyanın güvenli bir yer olmadığına inanırlar ve bu dünyaya çocuk getirmenin, o çocuk için kötü bir şey olduğunu düşünürler.
  • Eşiyle tam uyum sağlayamadığını düşünen kişiler, eşinden çocuk sahibi olmak istemezler.
  • Kendisini yetişkin olarak hissetmeyen kişiler çocuk sorumluluğunu çok fazla bulur ve çocuk sahibi olmak istemezler.
  • Dünyayı çok fazla önemseyen ve büyük işlerin gerçekleştirilmesi gerektiğine inanan kişiler aile kurmak ve çocuk sahibi olmanın dünyada yapılacak önemli işler için engelleyici olduğunu düşünürler.
  • Henüz zamanı gelmediğini, çocuk sahibi olmak için maddi imkanların belli bir seviyeye gelmesi gerektiğini düşünenler o zaman gelene kadar beklerler.
  • Erken yaşta anne ya da baba kaybı yaşayanlar o yaşı geçirene kadar bekleyebilir. Yani örneğin anne ya da baba 40 yaşında iken öldülerse, “40 yaşını bir atlalatalım” gibi bir düşünce

Tüm bunlar, kişilerin farkında olmadıkları ve bilinçaltı çalışması yapılmadıkça farkına varamayacakları olumsuz duygu ya da düşüncelerdir. Bu olumsuz duygu ya da düünceler dönüşebilir. Dönüştüğünde de “stress” ortadan kalkar. Kolaylıkla çocuk sahibi olurlar.

Ayrıca tüm bunların yanında ister alın yazısı deyin, ister enkarnasyon tercihi deyin bu hayatta çocuk sahibi olmayacakları ruhsal bir seçim olarak bu hayata gelmiş kişiler olabiliyor. Ancak bu kişiler zaten herhangi bir teşebbüste bulunmuyorlar genellikle. Eşleri bu anlamda uyumlu değilse o zaman eş baskısı nedeniyle bir çaba oluyormuş gibi görünse de biliyorsunuz ki; çocuk sahibi olmak için, iki kişinin de tam olarak hazır olması gerekli.

Şebnem Akalın

13.12.2020

Tüm Sorumluluk Benim Üzerimde-Vaka Öyküsü

Genç bir kadın. Bana gelme sebebi mutsuzluk. Kızımla ilgili canım sıkılıyor dedi. En son ne oldu dedim, kızının uyuşturucu kullandığından şüphe ettiği için kavga etmişler ve kızı evden çıkıp gitmiş. Çok üzülüyorum diyor ve başlıyoruz vuruşlara. Üzülme, kızgınlık, öfke, korku duygularını rahatlattıktan sonra kendine kızgınlığı çıktı ortaya. Kendine kızgınlığını çalışmaya başladık, bir kaç tur sonra sorumluluktan yoruldum artık tüm sorumluluk benim üzerimde dedi.

Burada sorumluluklarını konuştuk, aslında anlatmak istediği ile anlattığının farklı olduğunu hissediyordum.

Konuşurken çok fazla korkuları olduğunu farkettim ve korkuları için çalışmaya başladık. Vuruş yaparken, bir  yer hatırladığını söyledi, 17 yaşlarında oturduğu bir ev. Orada kardeşine yapılan haksızlık, bu duygusu ile çalıştığımızda ve duygu sakinleştiğinde, o haksızlığın hatırlattığı çocukluk anısı…

ve asıl travma hikayesi başladı. babası öldükten sonra köyde annesi ve babanesiyle yaşamaya başlamışlardı fakat anne çocuklarının ihtiyaçlarıyla ilgilenmek yerine kendi hayatını kurtarmaya çalışmıştı. Kardeşi ve babanesinin karnını doyurmak dahil evle ilgili tüm sorumluluk tamamen 9 yaşındaki küçük kıza yani kendisine kalmıştı. Aynı zamanda okula da gidiyor ve okumaya çalışıyordu. Annesinin eve gelen erkek arkadaşlarının kendisine sarkıntılık etmeleri ile başa çıkma çabası da ayrı… (Tüm o sorumluluk ile ilgili baskılar o yaşlarda oluşmuştu)

Sonraki 1 saat ağlayıp, haykırarak, isyan ederek vuruşlarımızı yaptık. Çocukluk travması ile ilgili tüm duygular boşalıp rahatlayana kadar çalıştık. Değersizlik, sevilmemek, utanmak, üzülmek, kızgınlık, öfke, korku, baskı, şaşkınlık, çaresizlik duyguları teker teker sıfırlandı.

Son olarak “ben annem gibi değilim ki ben kızımın herşeyiyle ilgileniyorum o bana neden bunu yapıyor haksızlık bu” duygusunu da temizledik.

Üzerimdeki bütün yük kalkmış gibi hissediyorum dedi. Seansın sonunda rahatlamıştı, en önemlisi asıl sorunun kızı olmadığını anlamıştı. Bambaşka bir ruh hali ve yüz ifadesiyle ayrıldı.

Şebnem Akalın

Mayıs 2017

İlişki Sorunu, Doğum hikayesinde gizli – Vaka Öyküsü

İlişkilerle ilgili sorun yaşayan bir danışanımın öyküsü.

Danışanım ilişkilerinde süreklilik yaşayamadığından ve bir noktaya kadar gelip ilerleyemediğinden yakınıyordu.

Bu sorunuyla ilgili olarak genelde tüm seanslarda yaptığım üzere, temel sebep ne olabilir araştırıyordum. Temel olumsuz duyguyu bulduk ve üzerine çalışmaya başladık ama bu duygunun başlangıcı olan olay ancak bir kaç seans sonrasında geldi.

Bu anı, kendi doğum hikayesinde gizliydi ancak defalarca sormama rağmen normal sıradan bir doğum ile doğduğunu söylüyordu. Son seansta tekrar doğum anına yönlendirdiğimde birden olayı hatırladı.

Olay şu; Annesi danışanıma hamileyken dişi ağrımaya başlıyor. Anne bir kaç kere diş doktoruna gidiyor. Hamile olduğu için riskli bulunuyor ve diş çekilmiyor. Ancak bir gün ağrısı o kadar dayanılmaz oluyor ki anne “bebek düşerse düşsün” diye düşünerek dişini çektiriyor. O anda öyle büyük bir üzüntü yaşıyor ki vazgeçilemez olmak için anneye ve ikili ilişkilerinde karşı tarafa bir tür tutunma, bağımlılık geliştiriyor. Bebek yani danışanıma bir şey olmuyor, son derece güzel, sağlıklı bir genç kadın oluyor.

Peki bağlantı ne? Anne karnında bebekler etraflarında olan biten her şeyin farkındalar. Özellikle annenin yaşadığı ve hissettiği her şey, olumlu ya da olumsuz olan her şey, bebeğin bilinçaltında (ya da enerji hafızasında) kayıtlı. Danışanımda oluşan kayıt “bir gün bir şey olacak ve benden vazgeçilecek”.

Bu bilinçaltı olumsuz kabul sebebiyle ya ailevi ya da başka sebeplerle kendisinden ayrılan erkek arkadaşlar (hatta sevdikleri halde ayrılmak zorunda kaldıklarını da belirtiyorlar) ya da “nasıl olsa bitecek, ben bitireyim” gibi bir duyguyla kendisi ilişkilerini sonlandırıyor. Yani aslında bitmeyen, yarım kalmış ilişkiler bunlar. Bu bilinçaltı kodu öyle bir yayın yapıyor ki sürekli kendisinden vazgeçilmesini bekliyor. Kendini doğrulayan kehanet sözünü bilirsiniz, her seferinde kehanetin kendisini gerçekleştirmesinin sebebi o travmanın yarattığı güçlü negatif enerji bağı. 

Seans bitiminde, danışanım sadece bu konuda değil tüm hayatı boyunca hissettiği ancak farkında olmadığı büyük bir yükten kurtuldu.

Şebnem Akalın

12.11.2020

Aldatılma Korkusu- Vaka Öyküsü

Orta yaşlarda, gençlik enerjisini yitirmemiş bir kadın. Bana terapi için gelme sebebi “aldatılma korkusu”. Hayatındaki erkekleri sürekli takip etmek zorunda hissediyordu, bu yüzden sürekli huzursuz ve mutsuzdu. Her zaman olduğu gibi, genel bir kaç soru sorarak başlıyorum (yaş, iş, ailede düşük var mı? vs). Bana gelmesini tavsiye eden kişi, çocuğunu evlat edinmiş olduğunu söylemelisin, senin için iyi olur demiş. Söylemeye çalışırken gözyaşlarını tutamadı. 

Hemen EFT vuruşlarına başladım, katıla katıla ağlıyordu. bir kaç tur sonrasında eski kocam beni defalarca aldattı deyiverdi. Kendiliğinden ve rahat söylüyordu. yaklaşık 5 dakika EFT yaptık ve duyguyu boşalttık. Kocasının aldatmaları yüzünden şimdi güvensizleştiğini düşünüyordu. Rahatlamıştı, ama ben biliyordumki asıl sebep o değil.

Daha sonra konuyla ilgili hissettiği diğer duygulara geçtik, çalışmanın detayını anlatmayacağım. Ancak asıl sebebin ailede sürekli olarak tekrarlanan cümleleri teker teker hatırlamaya başladı. Babasının söylediği “erkekler seni kandırır sakın kanma”, iki abisinin söylediği “bize bak biz kadınlara neler yapıyoruz, bunu gör ve hiç bir erkeğe güvenme”, “annesinin söylediği erkekler yalancıdır, aldatır, döver, sakın kendini ezdirme kızım” cümleleri hayatı boyunca kulağında ona fısıldanmıştı.

Bu arada üstüne bir de 5 yaşındayken, babasının içki, kumar, aldatma ve şiddet göstermesi sebebiyle anne baba ayrılığını da ekleyince doğal olarak hiç bir erkeğe güvenemiyor ve kendisini kullandırtmamak için sürekli kontrol etmeye çalışıyordu.

Hepsiyle ilgili tüm olumsuz duyguları çalıştık. en sonunda “erkeklere güvenmek istiyorum” ile başlayıp “artık erkeklere güvenebilirim” diye devam eden bir duygu durumuna geldik. 

Bu konu için bir kere daha gelmesi gerekecek çünkü erkeklere güvenmeye başlamak düşüncesi onda ufak bir direnç yaratmıştı ve bu sebeple sırtında biraz ağrı oluşmuştu.

Ancak ayrılırken olanlara inanamıyordu, tüm algısı değişmiş ve çok rahatlamıştı. Şu anda birlikte olduğu kişiyi takip etme isteği tamamen ortadan kalkmıştı. Eğer, azda olsa bir duygu kırıntısı geri gelirse diye (genellikle olmaz ama dirençli kişilerde bazen bu olur) ona gösterdiğim şekilde evde uygulama yapmaya istekli olarak ve yüzünde güller açarak bana sarıldı…EFT ve TAT sağolsun 🙂

Eğitim Duyurusu

Reiki Eğitimleri

Reiki I. Derece Eğitimi
İçerik;
Reiki I. Derece bilgileri
Bedendeki enerji merkezleri; çakralar, meridyenler
Enerji bedeni ve hastalıkların oluşması
Reiki, hastalıkları nasıl iyileştiriyor
Uzaktan uyumlama (inisiyasyon)

Tarih ve saat: 13 Mart Cumartesi
11:00-16:00 saatleri arasındadır.

Adres: Bahçeler Sk. Yavuz Apt. No:6/11 Feneryolu

Ücret: 450 TL (PDF Eğitim Kitapçığı ve Sertifika dahildir)
Ödeme şekli : Kayıt sırasında Finansbank, iban no: TR44 0011 1000 0000 0082 2087 68 Ayşe Şebnem Akalın hesabına ödenir.
Kayıt için lütfen arayınız: 0 530 517 75 40
veya e-mail gönderin: asebnem.akalin@gmail.com

Reiki II. Derece Eğitimi
İçerik; 
ile istediğiniz her konuya pozitif enerji verebilirsiniz;Bolluk-bereket için, ilişkilere, olaylara, sınava girerken, iş başvurusu yaparken ve aklınıza gelebilecek her konu için kullanabilirsiniz. Tüm bunları uzakta bulunan yakınlarınız için de yapabilirsiniz.I. Derece ile en az 1 ay çalışmış olup daha yüksek bir frekans ile çalışmayı ve uzaktan enerji gönderebilmeyi isteyenler Reiki II. Dereceye uyumlanabilirler. Böylece Reikiyi tam olarak hayatlarına sokmuş olurlar.

Reiki II. Derece Eğitim içeriği:
Olumlama cümlesi oluşturabilmek ve size en uygun olumlama cümlesini bulmak
Olumlu düşünce yerleştirme tekniği
Reiki II. Derece bilgileri
Semboller ve anlamları
Uzaktan Uyumlama (inisiyasyon)
Çakra dengeleme
Uygulamalar

Adres: Bahçeler Sk. Yavuz Apt. No:6/11 Feneryolu

Tarih ve saat: 14 Mart Pazar, 11:00-16:00 saatleri arasındadır

Ücret: 550 TL (PDF Eğitim Kitapçığı ve Sertifika dahil)
Ödeme şekli : Kayıt için Finansbank, iban no: TR44 0011 1000 0000 0082 2087 68 Ayşe Şebnem Akalın hesabına ödenir.Kayıt için lütfen arayınız: 0 530 517 75 40 veya e-mail gönderin: asebnem.akalin@gmail.com
Online Temel EFT Eğitimi:

Silvia Hartmann’ın geliştirdiği Enerji EFT’ye Giriş Eğitimidir ve 1 Kasım 2016’dan itibaren EFT Master eğitimi öncesinde ön koşul olarak belirlenmiştir. Sadece kendime ve çevreme uygulamak istiyorum diyorsanız hızlıca öğrenebilirsiniz. Aynı zamanda EFT Master olmak istiyorsanız bu eğitimle Enerji EFT sine harika bir giriş yapmış olursunuz. Bu eğitimi alanlar GoE’ye üye olur ve olanaklarından yararlanır.

Eğitim 4 Üniteden oluşmaktadır:
Ünite 1: Enerji EFT’ye giriş
Eğitim Tarihi: 29 Mart Pazartesi Saat:19:30-21:30
Ünite 2: Enerji Milyarderi
Eğitim Tarihi: 30 Mart Salı Saat:19:30-21:30
Ünite 3: Sorunlardan çözümlere
Eğitim Tarihi: 31 Mart Çarşamba Saat:19:30-21:30
Ünite 4: İki kişilik Enerji EFT ve çok daha fazlası!
Eğitim Tarihi: 1 Nisan Perşembe Saat:19:30-21:30

Eğitim Skype uygulaması üzerinden online olarak yapılacaktır.

Ücret : 970 TL (Ücrete GoE onaylı kitapçık ve 1 yıllık üyelik dahildir)
Ödeme şekli: 400 TL’si en geç 8 Mart Pazartesi günü, kalanı 26 Mart Cuma günü Finansbank,
iban no: TR44 0011 1000 0000 0082 2087 68 Ayşe Şebnem Akalın hesabına ödenir.
Kayıt için Lütfen arayın: 0 530 517 75 40 ya da mail gönderin: asebnem.akalin@gmail.com

Online Profesyonel Modern Enerji Tapping

GoE kurucusu, psikolog Dr.Silvia Hartmann tarafından geliştirilen Modern Energy Tapping Professional (MET Pro), Energy EFT Master Practitioner eğitiminin yerini alıyor.
MET Pro, bir üst seviye ve Energy EFT Usta Uygulayıcısının ötesinde gerçek bir gelişmedir. Silvia Hartman tüm deneyimleri ile, Modern Enerji Tapping tekniği olarak MET Pro’yu sıfırdan tasarladı.
 
Eğitmen          : Şebnem Akalın
                           GoE Trainer | Enerji Eğitmeni | Reiki Master | Enerji Terapisti | Danışman
Süre                 : 6 gün 3’er saat
Eğitim tarihi : 15-16-17 ve 22-23-24 Mart 2021 

İçerik
Profesyonel uygulayıcılar olmak ve MET Pro ile danışanlarına yardımcı olarak iyi bir hayat kazanmak isteyen insanlar için tasarlanmıştır.
Uygulayıcılar, düşük enerji durumlarından (korku, fobiler, kaygı vb.) Yüksek enerji durumlarına (neşe, yaratıcılık, koçluk, bereket, cazibe vb.) kadar çok çeşitli danışanlarla çalışma becerileri öğrenir. Eğitim 12 Üniteden oluşur.
 
Üniteler ve Eğitim Günleri

  • Modern Enerji Hediyesi
  • Pozitiflerin Gücü

Eğitim Tarihi: 15 Mart Pazartesi Saat: 19:30-22:30

  • Geleceğe Yönelim
  • Tedavi Akışı

Eğitim Tarihi: 16 Mart Salı Saat: 19:30-22:30

  • Hikaye Protokolü
  • EMO Enerji Beden Protokolü

Eğitim Tarihi: 17 Mart Çarşamba Saat: 19:30-22:30

  • Enerji Matriksi
  • Şifa Mucizeleri

Eğitim Tarihi: 22 Mart Pazartesi Saat: 19:30-22:30

  • Enerji İlişkileri
  • Süperzihin Çözümleri

Eğitim Tarihi: 23 Mart Salı Saat: 19:30-22:30

  1. Gelişmiş Enerji Tapping
  2. Yeni Başlangıç

Eğitim Tarihi: 24 Mart Çarşamba Saat: 19:30-22:30

MET Pro Sertifika alma koşulları

  • Katılımcılar her gün eğitime katılarak sırayla tüm üniteleri almak zorundadırlar
  • Katılımcılar her ünitenin gerektirdiği uygulamaları yapmakla yükümlüdür
  • Her ünite sonunda katılımcılar kısa sorgulamaları cevaplarlar ve öğrendiklerini kanıtlarlar

GoE MET Pro sertifikasının sağladıkları

  • GoE derneğine 1 yıl üyelik ve eğitimlerden ve ürünlerden indirimli yararlanma olanağı
  • GoE sitesinde profilinizi, hizmetlerinizi ve etkinliklerinizi duyurma olanağı
  • Uluslararası geçerliliği olan bir sertifika
  • GoE Master uygulayıcı olarak kendinizi tanıtma ve kuruluşun logolarını kullanma olanağı

GoE MET Pro sertifika programına katılma koşulları

  • Temel EFT ya da temel MET eğitimi almış olanlar katılabilir.
  • Katılımcılar GoE tüzüğüne ve etik kurallarına uyacaklarına dair imza verirler
  • GoE kurallarına göre, MET Pro sertifikası alan mezunlar, sadece Master Uygulayıcı olurlar; bu eğitimi başkalarına öğretme yetkileri yoktur ve sertifika veremezler. Eğitim materyallerini hiçbir şekilde çoğaltamazlar ve paylaşamazlar. Katılımcılar bu koşulu kabul ederek eğitimi alırlar.

 MET Pro  Programına

  • Profesyonel MET Pro uygulayıcısı olmak isteyenler
  • Psikoterapistler, psikiyatrlar, okullarda rehberlik ve danışmanlık yapan uzmanlar
  • Koçluk eğitimi alan ve koçluk yapan kişiler
  • Diğer enerji çalışmaları ile ilgilenen, uygulayan kişiler katılabilirler. Katılımcıların 18 yaşını aşmış olmak gereklidir.

Şizofreni, bipolar bozukluk ve epilepsi rahatsızlığı olanlar için uygun değildir.
 
Ücret :  2900 TL (GoE üyeliği ve mührü için gereken bedel dahildir)
Ödeme şekli :Ücretin 900 TL’si 8 Mart Pazartesi,  kalanı 15 Mart Pazartesi günü Finansbank İban no: TR44 0011 1000 0000 0082 2087 68  Ayşe Şebnem Akalın hesabına ödenir.
 
Kayıt ya da sorularınız için lütfen arayın: 0 530 517 75 40 ya da email gönderin
 
e-mail: asebnem.akalin@gmail.com
 

Mikao Usui Anıt Mezarı Ziyaretim

Mart ayında Japonya’da Tokyo’da okuyan oğlumun yanına gittim. Giderken Usui’nin mezarını ziyaret edebileceğimi düşünmemiştim ama içimden geçirmiştim, “nerede acaba” diye düşünmüştüm…

Tokyo ve 2 şehir daha gezdiğim ülkeyi ne kadar sevdiğimi beni instagramda takip edenler gördüler. İnsan ilişkilerinden tutun, temizlik, düzen, teknoloji ve bunun insanla uyumu hepsi bana göre harika. Oğlumla beraber 10 gün boyunca yürüdük, gezdik, yedik, içtik tabiri caizse dibini bulduk:)

10 günün sonlarına doğru bir gün internette Usui’nin mezarını aradım ve bir adres buldum. Ogan’a gösterdim, dedi ki “kolay gideriz”. Nasıl yani? kolay mı gideriz? Ne kadar heyecanlandığımı, mutlu olduğumu anlatamam.

Ertesi gün yola koyulduk tabi. Trenden indik ve başladık yürümeye. Yol boyunca başka mezarlıklar, mezar için malzeme satanlar, otantik japon mahalleleri, evleri görerek ve hissederek ilerledik. Adrese geldiğimizde, çok güzel bir tapınak ve arazinin içinde mezarlığı olduğunu gördük. Tapınak turistik değil, halkın ibadetine açık bir tapınak. Öyle olunca önce biraz çekindik çünkü Japonlar genel olarak çok saygılı ve bu sebeple de saygı bekleme konusunda hassaslar. Yavaş yavaş içeriye sızdık:)

Kapıdan girince tam karşıda tapınak, sağ tarafta ise mezarlık var. Mezarlığın girişinde ise isim listesi, krokisi ve mezarın numarası var. Ama japonca tabi. Neyse Oğlum bana Usui’nin nasıl yazıldığını gösterdi ve ben başladım listeyi taramaya. Küçücük yazılmış listeyi tararken birden görüverdim. Sonra da farkettim ki daha önce ziyarete gelenler, rahat bulunabilmesi için Latince okunuşuyla da yazıp bir etiket yapıştırmışlar yanına. Yani giderseniz kolayca bulabilirsiniz.

Mezarlıkta çok daha gösterişli mezarlar var, Usuinin mezarı gösterişli değil ama Usui’yi anlatan bir yazıt var mezarda. Burası bir Budist mezarlığı ve aile mezarlığı. Yani Usui ailesinin üyelerinin yakılıp gömüldüğü bir yer. Ama Mikao Usui’nin Reiki kurucusu olduğunu ve hikayesini anlatan bir yazıt mevcut. Ancak Eski Japonca ile yazılı olduğu için oğlum bazı kelimeleri yakalayıp anlamaya çalıştı ve bana anlattı. Onun bana anlattığı çok küçük bir parçası ama Frank Arjava Petter’in Japon eşi sayesinde çevirmiş olduğu tam metni aşağıda alıntıladım,  yazımın sonunda okuyabilirsiniz..

Orada bir süre durup Mikao Usui’ye Reiki gönderdim, benim elimden gelen buydu. Budistler mezar ziyaretinde, önce tapınağı ziyaret ediyorlar, dua ya da şükür gibi bir ritüelleri var. Hatta tapınağa girmek için önce abdeste çok benzeyen bir tür arınma yapıyorlar. Sonra depo gibi bir alanda her mezar sahibine ayrılmış bölümlerde bulunan kova ve kepçe, tütsü vb gereçlerini alıp mezarları yıkayıp, tütsü yakıp, gerekirse çiçek vs düzenlemelerini yapıp dua edip öyle ayrılıyorlar.

Hiç bir enerji, öğreti vs. kişilerle özdeşleşemez. Usui aracıdır ve iyi ki olmuştur. Mikao Usui’yi tanımadım ama tanıyormuşum gibi çok seviyorum. Her gün ona teşekkür ediyorum ancak onda büyük bir hikmet ve keramet aramıyorum, yani ona tapınmıyorum. Onun da bunu istediğini sanmıyorum. Frank Arjava Petter’in yaşamış olduğu, bulutların aralanıp güneşin parlaması gibi bir şeyi ben yaşamadım. Hava bulutluydu ve tüm gün öyle kaldı. Ancak Mikao Usui’nin huzurlu olduğunu ve rahat olduğunu ve hatta gülümsediğini hissettim. Görevini yapmış olmanın verdiği huzurla gitmiş buradan.

Ben de Usui’inin anıt mezarından bu duyguşarla ayrıldım. Hayallerimin ötesinde olan bu buluşma için ve bana kısmet olduğu için şükürler olsun.

Tekrar saygı ve sevgiyle.

Şebnem Akalın

Nisan 2018

Mikao Usui’nin Mezarındaki Yazıt:

Çok çalışan (yani meditasyon yapan ) ve gayretle bedenini ve zihnini daha iyi bir insan olmak için geliştirmeye çalışan insana “ örnek insan” denir . Bu büyük ruhu sosyal bir olay için , yani pekçok insana doğru yolu öğretmek için kullanan insanlara “öğretmenler” denir .
Dr. Usui’de böyle bir öğretmendi . Evrenin (evrensel enerjinin) Reiki’sini öğretti . Sayısız insan ona geldi ve onlara Reiki’nin yüce yolunu öğretmesini ve onları iyileştirmesini istedi .
Dr.Usui , Keio Gunnen denilen Keio döneminin ilk yıllarında Ağustos’ un 10’un da doğmuştu . 3lk ismi Mikaomi ve diğer ismi Gyoho (veya Kyoho ) olarak telaffuz edilirdi . (Bir öğretmenin geçmişle devamlılığını bitirmek ve baştan başlamak için öğrencisine yeni bir ad vermesi eski bir Japon geleneğiydi. Bazen yeni bir isim öğrencinin kendisi tarafından kabul
edilirdi . ) Gifu bölgesinin Yamagata mahallesinin Yago köyünde doğmuştu .Dedesinin adı Tsunetane Chiba’ydı . Babasının adı Uzaemon’du . Annesinin aile adı Kawaai’ydi . Bilindiği kadarıyla yetenekli ve çalışkan bir öğrenciydi .Bir yetişkin olarak pek çok Doğu Ülkesini ve Çin’i çalışmak için ziyaret etti , gayretle çalıştı ama kötü bir şanssızlık yaşadı. Yine de yılmadı ve kendini gayretle eğitti .
Bir gün 21 günlüğüne oruç tutmak ve meditasyon yapmak için Kurama dağında inzivaya çekildi . Bu dönemin sonunda , birden yüce Reiki enerjisini başının tepesinde hissetti
ve bu ona Reiki iyileştirme sistemini gösterdi . Reiki’yi önce kendi üzerinde kullandı , sonra ailesi üzerinde denedi .Pek çok hastalıkta işe yarayınca , bu bilgiyi halkla paylaşmaya karar verdi . Harajuku (Aoyama –Tokyo )’ da Taisho döneminin 11.yılının (1921 ) Nisan’ında bir klinik açtı . Bazıları çok uzaklardan gelen sayısız hastayı tedavi etmekle kalmadı ayrıca bilgisini yaymak için seminerler düzenledi. Taisho döneminin 12 .yılının Eylül’ünde ( 1923 ) harap edici Kanto depremi Tokyo’yu salladı . Binlerce kişi öldü , yaralandı veya kötü sonuçları nedeniyle hastalandı . Dr.Usui halkı için üzüldü ama aynı zamanda Reiki’yi harap olmuş kente götürdü ve onun iyileştirici gücünü hayatta kalmış kurbanlar üzerinde kullandı .
Kısa sürede kliniği hasta akınını karşılamak için çok küçük gelmeye başladı , bu yüzden Taisho döneminin 14 .yılının 1ubat ayında (1924) , Tokyo dışında Nakano’da yeni bir tane inşa etti.

Ünü kısa sürede bütün Japonya’ya yayıldı ve uzak ilçeler ve köylerden davetler gelmeye başladı .Bir kez Kure’e gitti , başka bir kez Hiroshima bölgesine, sonra Fukuyama ‘ya . Ölümcül bir darbeyle vurulduğunda , Fukuyama ‘da kalmaktaydı.Taisho döneminin 15 . yılında , 9 Mart’ta (1926) 62 yaşındaydı . Dr.Usui’nin Sadako isminde bir karısı vardı , kızlık adı Suzuki’ydi .Bir kız ve bir oğulları oldu. Oğulları Fuji Usui , Dr. Usui’nin gidişinin ardından aile işlerini üstlendi . Dr.Usui çok sıcak , yapmacıksız ve alçakgönüllüydü .Fiziksel olarak sağlıklıydı. Hiçbir zaman gösteriş yapmadı ve yüzünde her zaman bir gülümseme vardı ; Ayrıca zorluklarla yüzleşmek konusunda çok cesurdu .. Aynı zamanda çok tedbirli bir insandı. Çok kabiliyeti vardı . Okumayı çok severdi ve tıp , psikoloji , falcılık , tüm dünyadaki dinlerin teolojisi hakkında bilgisi çok büyüktü . Bu hayatı boyunca süren çalışma ve bilgi edinme alışkanlığı elbette Reiki’yi anlama ve sezmesi için hazırlığında yardımcı oldu . Reiki sadece hastalıkları iyi etmez , ayrıca doğuştan gelen yetenekleri büyütür , ruhu dengeler , vücudu sağlıklı yapar ve mutluluğun kazanılmasına yardım eder. Bunu diğerlerine öğretmek için , Meiji imparatorunun beş prensibini izlemeli ve yüreğinizde hissetmelisiniz. Bunlar sabah bir kez ve akşam birkez olmak üzere hergün konuşulmalıdır.

1-Bugün öfkelenme

2-Bugün endişelenme

3-Bugün müteşekkir ol

4-Bugün çok çalış(meditatif egzersizler)

5-Bugün başkalarına nazik davran.

Asıl amaç mutluluğu kazanmanın (Reiki) kadim ve gizli metodunu anlamak va ona uyarak pek çok hastalık için çok amaçlı bir tedavi keşfetmektir.Eğer bu prensipler takip edilirse , kadim bilgelerin yüce , huzurlu zihinlerini kazanacaksın. Reiki sistemini yaymaya başlamak için , kendine yakın bir yerden başlamak önemli ,felsefe veya mantık gibi uzak bir şeyden başlama. Hareketsiz ve sessizce , her sabah ve her akşam ellerin “ Ghasso” veya “ Namaste” şeklinde kavuşmuş olarak otur . Büyük prensipleri izle, sessiz ve temiz ol. Yüreğin üzerinde çalış ve içindeki sessiz yerden olan şeyleri yap. Herkes Reiki’yi başarabilir , çünkü o kendi içinde başlar. Felsefik örnekler etrafımızdaki dünyayı değiştiriyor. Eğer Reiki bütün dünyaya yayılabilirse , insan kalbine ve toplumların ahlakına dokunacak . Pek çok insan için yararlı olacak ve sadece hastalıkları değil bütün dünyayı iyileştirecek.2000’in üzerinde insan Dr.Usui’den Reiki öğrendi. Daha fazlası Usui’nin kıdemli öğrencilerinden öğrendiler ve onlar Reiki’yi daha da uzaklara taşıdılar. Şimdi, Dr.Usui’nin gidişinden sonra bile , Reiki çok uzun süre akmaya, uzaklara yayılmaya devam edecek. Reiki’yi Dr.Usui’den almak ve diğerlerine aktarmak evrensel bir kutsamadır. Dr.Usui’nin öğrencilerinin pek çoğu bu anıtı buraya ,Toyotoma mahallesindeki Saihoji tapınağına inşa etmek için birleştiler.Onun büyük çalışmalarını canlı tutmak için bu kelimeleri yazmam rica edildi .Onun çalışmalarını derinden takdir ediyorum ve bütün öğrencilerine bu görev için seçildiğimden dolayı çok gururlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Belki böylece, pek çokları Dr Usui’nin dünyaya ne kadar büyük bir hizmet yaptığını anlayabilir.

Çok çalışan (yani meditasyon yapan ) ve gayretle bedenini ve zihnini daha iyi bir insan olmak için geliştirmeye çalışan insana “ örnek insan” denir . Bu büyük ruhu sosyal bir olay için , yani pekçok insana doğru yolu öğretmek için kullanan insanlara “öğretmenler” denir .

Dr. Usui’de böyle bir öğretmendi

Anıt Mezarında yazan yazıdan alıntı.

Mezarlığın planı

Zihni sakinleştirmek için 5 Öneri

Son zamanlarda pek çok kişinin sorusu: Zihnimi nasıl durduracağım?

Zihni durdurmak değil, sakinleştirmek gerekir. Zihin sakin değilse yaratıcı olamayız ve potansiyelimizi kullanamayız. Zihnin vıdıvıdıları kaliteli yaşamamıza engel olur.
Tavsiyelerim basit fakat kolay değil. Ancak denemeye değer. 
1-Zihin durmaz! Her zaman düşünceler akar. Düşüncelerin zihninizden gelip geçmesine izin verin. Bırakın, sadece gelsin ve gitsinler. Herhangi birine dalmayın, hepsini izleyin.
2-Nefes alın! Büyük ihtimalle o sırada nefes almıyorsunuz.
3-Kızdığınız, kırıldığınız herhangi biri varsa ya gidin ona söyleyin ya da çok güvendiğiniz birine sadece duygunuzu anlatın! Karşı tarafı haksız çıkartmaya çalışarak değil. Eğer bunu yapamayacaksanız anlatmayın.
4-Sudoku, Scrable (Kelimelik), Bulmaca çözmek, Sessiz film gibi oyunlar oynayın! Bunu yaparken eğlenin.
5-Egzersiz yapın! Yoga, Plates, Yürüyüş gibi.
Ve tabi ki “Reiki” zihni kolayca sakinleştirir. Reiki yapmayı bilenler Reiki yapın! Rahatladığınızı, zihninizin yavaşladığını, sakinleştiğinizi hatta uyuduğunuzu göreceksiniz.

Beyin, düşünmek için vardır!

Olumlu düşünceye evriltmek sizin elinizde…

Şebnem Akalın / Hatırlatıcı

18.08.2014